
Derleyen: Zeynep Dilara Akyürek / Milliyet.com.tr – Boğazda henüz 3 köprü bir de denizin altından iki yakayı birbirine bağlayan tüp geçit yoktu. Yaya olarak karşıya geçmek deniz araçlarıyla kolay olsa da bir arabanın Avrupa’dan Anadolu’ya ya da Anadolu’dan Avrupa’ya geçmesi mümkün değildi. Bunun için bir köprü yapılamadıysa bir deniz aracı inşa edilmeli ve arabalar da dahil pek çok yük taşınmalıydı. 1800’lerin sonunda artık bu ihtiyaç daha da görünür olmuş ve bir keşif yapmak artık zorunluluk haline gelmişti. Şirket-i Hayriye’nin kuruluşundan sonra da yaklaşık 20 yıl, yük ve hayvanları sandallarla taşınmış ve 1872’de dünyanın ilk kez gördüğü ve bugün hala dev su kütlelerini aşmak için kullanılan ‘araba vapuru’ 3 kişinin gayretiyle tasarlanmıştı. Müdür, usta ve mimar, ortaya tarihe geçecek bir mühendislik harikası koymuştu. Her iki tarafından da yanaşma yapabilmesi ve bunun için manevra gerekmemesi onu diğer gemilerden de ayırıyordu. Dünyanın ilki olması yanında yıllar Suhulet’e bambaşka ‘en’ler ve ‘ilk’ler de verecekti. Bu kadar önemli bir buluş 91 yaşına bastığında ise onu karanlık bir kaderin beklediğini kimse bilemezdi: Bugün Suhulet’ten geriye bir çivi bile kalmadı!

DÜNYANIN İLK FERİBOTU İSTANBUL’DA DOĞUYOR! LONDRA’DA TARİHİ İNŞAAT
1800’lerin son çeyreğine kadar sandallar ve mavnalarla geçilen boğaz, artık askeri taşımacılık, hayvan ve yük taşımak için daha dayanıklı ve büyük deniz araçlarını zorunlu kılıyordu. Üstelik dünyanın tek bir yerinde olmaya bu sorun İngilizleri de son derece zorluyordu. Osmanlı’nın boğazı geçecek proje üzerinde çalıştığı yıllarda İngilizler, Thames nehrinde iki kıyıya gerilen zincire bağlanan sallarla geçiş yapıyordu. Tabii bu ne araba ne de canlı-cansız yük taşımaya yeterli değildi. 1867-1894 yıllarında Şirket-i Hayriye’nin Genel Müdürlüğünü yapan Hüseyin Haki Bey bu soruna çözüm bulmak için masaya oturduğunda, yanında Mehmet Usta ve İskender Efendi de vardı. Haki Bey başta iki burunlu bir gemi düşünmüş ve iki ucuna kapaklar takılarak alt kattaki düzlüğe araba ve hayvanlar, üst kata ise insanları yerleştirmeyi planlamıştı. Bu gemi her iki tarafından da iskeleye yanaşabiliyordu. Düşündüklerini, Sultan Abdülaziz döneminde projelendirmişler ve geriye yalnızca inşaat kalmıştı. Geminin inşa süreci Londra’da Maudslay, Sons&Field’a emanet edilmişti. Yapımı 1871’de tamamlanınca İstanbul’a gelen gemi, uzun yıllardır boğazı geçmek için yaşanan zorlukları ortadan kaldıracaktı. Böyle bir aracın ismi de ‘kolaylık’ anlamına gelen Suhulet olursa çok manidar olurdu. Suhulet arabalı vapuru, ilk seferine bir kıtasını Üsküdar’dan Kabataş’a doğru ilerlemek üzere çıkmıştı. Ancak işlerinin geleceğinin tehlikeye gireceğini düşünen mavnacıların ve sandalcıların tepkileri ancak askeri müdahale ile sönümlenmişti. Suhulet Üsküdar kıyısına tüm heybetiyle yanaştığında ise artık dev su kütleleri aşmak zorunda kalan her ülke ondan ilham almak üzereydi.

BİR KAZADA YOK OLMAYA RAMAK KALA! DÜNYA DERGİLERİNE KAPAK OLUYOR
Her geçen gün ağır yük taşıyan Suhulet için daha da yorucu olmaya başlamıştı. Gemi yaşlanıyordu ve artık mirasını devretme vakti yaklaşıyordu. Günümüzde en fazla 30 ila 40 yıllık gemi ömrü, Suhulet için 90 yılı bulmuştu. Hiç durmamış, ismi değişmiş ve görevi devam etmişti. Öyle ki görev süresi boyunca pek çok badire de atlatmış ve bu ihtiyar gemi dünya çapında ses getirmişti. En büyük dergiler Suhulet’e kapakta yer vermek ister olmuştu. Onlardan biri olan Time dergisi, kapağına Suhulet’i taşımıştı. Ancak dünyaya ismini duyursa da tarih onun sesini soluğunu kesecekti. Hiç umulmadık sonuna yaklaşırken 3 Ekim 1958’de maddi zararlı bir kazaya karışmış, ona çarpan İnşirah isimli vapurun pruvası parçalanmıştı. Suhulet dimdik ayakta iskeleye ulaştığında ufak tefek çizikler almış durumdaydı. Ancak gemi bu kazadan sonra çok uzun süre kullanılmadı. İkiz kardeşi Sahilbent için ise daha uzun bir yol görünüyor 125 yaşında bile dalgalarla mücadelesi durmaksızın sürüyordu. Peki Suhulet? Ona ne oldu, emekli edildiğinde nereye gitti?

SUHULET ÇANAKKALE GAZİSİ! BAŞI HARİKA SONU HURDALIK
Tarihi feribotun başına gelenler yalnızca bir kaza ya da o dönem sandalcılık yapan kişilerin saldırısı ile sınırlı kalmamıştı. Bu gemi göz doldururken aynı zamanda ilham kaynağı olmuştu. Öyle ki başarısı yalnızca yük taşımak ya da dünyada ses getirmek de olamazdı. Suhulet I. Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi’nde kendisine verilen görevleri layığıyla yerine getirmiş hatta gövdesine aldığı yaralardan biri de o günlerde yaşanan bir kaza ile kayda geçmişti. Gemi, I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla askeri hizmete tahsis edilmek durumunda kalmıştı. Osmanlı’nın elindeki az sayıda gemiden biri olan Suhulet yapılan tadilatla artık torpido atmaya uygun özel askeri düzeneklerle donatılmıştı. Çanakkale’ye geldiğinde Gelibolu Yarımadası’na asker, mühimmat ve malzeme naklinin çok zor şartlarda yapıldığı görülmüş ve Suhulet, bu derde deva olmuştu. Nakliyenin günlerce sürdüğü dönemde Suhulet bir avantaj sağlamıştı. Normal şartlarda boğazı geçmesi 4 gün sürecek olan 4 bataryalık bir topçu taburu onun sayesinde 2,5 saat gibi kısa bir sürede geçirilmişti. Köprüsüz günlerin köprüsü Suhulet, süvari birliklerini, ağır topları, mühimmatı, atları ve erzakı hızla cepheye ulaştırarak Osmanlı ordusunun Çanakkale Boğazı savunmasında hayati bir köprüydü.
Kaynak: Milliyet Yaşam
