
Betül Topaklı / Milliyet.com.tr –Kanser, günümüzde en önemli sağlık sorunlarından biri. Öyle ki dünyada her yıl 20 milyondan fazla yeni kanser vakası görülüyor. Hem görülme sıklığı hem de tedavi alanındaki gelişmeler açısından da son yıllarda büyük değişimler yaşanıyor. Kanser tanı ve takibinde son yılların en dikkat çekici yeniliklerinden biri de “likit biyopsi”. Bu yöntemle hastadan alınan basit bir kan örneğiyle tümöre dair pek çok bilgiye ulaşılabiliyor. Likit biyopsinin, hem kanserin erken belirtilerini saptamada hem de tedaviye verilen yanıtı takip etmede umut verici bir araç olmaya aday olduğunu söyleyen Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Leyla Özer, “Özellikle tekrar biyopsi yapılması zor olan hastalarda büyük kolaylık sağlayabilir ve gelecekte kanser takibinin önemli bir parçası haline gelebilir. Tümörün heterojen yapısını, zaman içinde alınan tedavilerin etkisiyle biyolojik/moleküler davranış değişkenliğini; belli aralıklarla ve hastanın canını acıtmadan, sadece bir tüp kan alınarak, içerisinde dolaşan tümöre ait DNA parçacıkları üzerinden tespit etmek mümkün olacak gibi görünüyor” dedi.

HEM TANI HEM TEDAVİ SÜRECİNDE KRİTİK ROLE SAHİP
Likit biyopsinin yalnızca kanser tanısında değil, tedavi sürecinin yönetiminde de giderek daha kritik bir rol üstlendiğini söyleyen Prof. Dr. Leyla Özer, “Vücudumuzun en akıllı hücreleri olan tümör hücreleri, verdiğimiz tedavilere karşı sağ kalabilmek için çeşitli direnç mekanizmaları geliştiriyor. Bu nedenle tanı anında ilk doku biyopsisinde tespit ettiğimiz özelliklerinden bazıları, verdiğimiz tedaviler ve zaman içerisinde değişiklikler gösterebiliyor. Ayrıca bu değişim, tümörün olduğu her yerde homojen şekilde gerçekleşmiyor. Yani bir santimlik tümör dokusunun kendi içerisinde, karaciğere sıçramış olan parçasında veya beyine gitmeyi tercih eden hücrelerinde farklı moleküler özellikler barındırabildiğini biliyoruz. Doku biyopsisinin güçlüğü dışında böylesine heterojen özelliklere sahip olabilecek kanser hücrelerinin hepsinden tek tek parça almak yerine bunlardan kana karışan hücrelerdeki değişimleri anlık takip etmek çok daha fazla bilgi sağlayabilir” açıklamalarını yaptı.
‘MUCİZEVİ BİR YÖNTEM DEĞİL’
“Elbette likit biyopsi de mucizevi bir tanı/takip yöntemi değil” diyen Prof. Dr. Leyla Özer, “Tümör yükünün fazla olmadığı durumlarda veya bazı özel kanser türlerinin kana çok fazla tümör DNA’sı saçmadığı hallerde duyarlılığın düşük olduğunu biliyoruz. Teknolojinin gelişmesi, bu testlerin hassasiyetinin artmasıyla bu sorunların da zaman içinde çözülebileceğini düşünüyoruz. Ancak bugün hâlâ tedaviye yönelik bazı bilgileri elde etmek için doku biyopsisi bizim altın standardımızı oluşturuyor. Özellikle sadece dokuda yapılabilecek bazı incelemeler tümörün histolojik alt tipinin belirlenmesi ve bazı tedavilere duyarlılığın tespiti için kritik öneme sahip ve likit biyopsinin hâlâ doku biyopsiden gelen bilgileri tamamlayıcı özellikte olacağını düşünüyorum” bilgilerini paylaştı.

DİRENÇ MUTASYONLARINI ERKEN FARK EDİYOR
Likit biyopsi bu bağlamda özellikle hedefe yönelik ilaçların kullanıldığı hastalarda, tümörde yeni gelişen direnç mutasyonlarının erken fark edilmesini mümkün kılıyor. Böylece hastalık ilerlemeden önce daha etkili tedavi seçeneklerine geçiş sağlanabildiğini aktaran Prof. Dr. Leyla Özer, “Örneğin yakın zamanda radyolojik olarak ilerleme göstermediği halde likit biyopsi sonuçlarına göre tedavi değişikliği yapılan hormon duyarlı metastatik meme kanserli hastalarda sonuçların daha olumlu olduğu gösterildi. Bu henüz güncel pratiğe yansımasa da testlerin kolay ulaşılabilir, standardize ve yüksek duyarlılıkta olması halinde kanser tedavisinde pek çok paradigmayı değiştirebileceğini düşünüyorum” açıklamasını yaptı.
GEREKSİZ ALINAN KEMOTERAPİNİN ÖNÜNE GEÇECEK
Yani likit biyopsi bazı hastaların gereksiz yere kemoterapi almasının önüne geçecek gibi görünüyor. “Ancak temel sorun testlerin hepsinin yeterince hassas ve güvenilir olmaması” diyen Prof. Dr. Leyla Özer, “Testler uluslararası standartlara uygun akredite edilmiş laboratuvarlarda gerçekleştirilmeli, sonuçlar doğru şekilde okunmalı, yorumlanmalı ve düzenli olarak test kalitesi kontrol edilmelidir. Ne yazık ki bu sektörde de merdiven altı, kontrolsüz likit biyopsi yaptığını iddia eden pek çok firma var. Bu nedenle her likit biyopsi sonucu bize doğru bilgi vermeyebilir” uyarısında bulundu.
‘KOLDAN ALINAN BİR TÜP KANLA YAPILIYOR’
Likit biyopsinin, vücuttaki bir tümörden kana karışan hücrelerin veya tümöre ait DNA parçalarının analiz edilmesi işlemi olduğunu söyleyen Medikal Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Levent Emirzeoğlu ise “Bu yöntem, kanserin genetik profilini çıkarmak için kullanılıyor. Tıpkı rutin bir kan tahlili gibi, koldan alınan bir tüp kan ile yapılıyor. Alınan örnek, laboratuvarda yeni nesil dizileme (NGS) gibi yüksek teknolojili cihazlarla inceleniyor. En büyük avantajı, girişimsel olmamasıdır. Ameliyat veya iğne ile doku parçası almaya gerek kalmaz. Ayrıca doku biyopsisinin aksine, vücudun herhangi bir yerindeki metastazdan gelen bilgiyi de yakalayabilir” dedi.

‘GELECEĞİN ONKOLOJİ STANDARDI’
Klasik doku biyopsisinin; cerrahi bir müdahale, biyopsi iğnesi veya endoskopi gibi girişimsel (invaziv) işlemler gerektirirken; likit biyopsinin sadece koldan alınan bir tüp kanla yani invaziv olmayan basit bir işlemle gerçekleştirildiğini açıklayan Doç. Dr. Levent Emirzeoğlu, “Doku biyopsisinde, işlemin yapıldığı bölgeye bağlı olarak enfeksiyon, ağrı, kanama veya doku hasarı gibi riskler mevcuttur. Likit biyopside ise risk, normal bir kan tahlilindeki kadar düşüktür ve hastaya ek bir yük getirmez. Doku biyopsisi zahmetli ve hastayı yoran bir süreç olduğu için sık sık tekrarlanması zordur. Likit biyopsi ise son derece pratik olduğu için tedavi süresince hastalığın seyrini izlemek amacıyla çok kolay ve sık aralıklarla uygulanabilir. Klasik biyopsi sadece parçanın alındığı küçük bir bölgeyi (tümörün o noktasını) temsil eder. Likit biyopsi ise kana karışan tüm DNA parçalarını topladığı için vücudun farklı yerlerindeki tüm odakları (metastazları) kapsayarak tümör yükünü bütünsel olarak yansıtır” diyerek söz konusu bu karşılaştırmanın, likit biyopsinin neden “geleceğin onkoloji standardı” olarak görüldüğünü açıkça özetlediğini dile getirdi.
KİMLER İÇİN UYGUN?
Likit biyopsinin şu an en aktif olarak akciğer, meme, kolon ve prostat kanserleri tedavilerinde kullanıldığını aktaran Doç. Dr. Levent Emirzeoğlu, sözlerine şöyle devam etti: “Likit biyopsinin en büyük hedefi “erken teşhis” olsa da şu an rutin tarama testi olarak (check-up gibi) kullanımı hâlâ geliştirilme aşamasındadır. Çünkü erken evrede kanda çok az DNA bulunur ancak teknoloji bu hassasiyete her geçen gün yaklaşmaktadır. Bu yöntem, tanı konmuş ancak doku biyopsisi yapılması riskli olan hastalara, doku örneği yetersiz kalan veya tümörü ulaşılamaz bir yerde olan kişilere, tedaviye direnç geliştiren ve yeni bir tedavi planı gereken kanser hastası bireylere ve tedavi sonrası “kalıntı hastalık” takibi yapılan kişilere uygulanabilir.”
Kaynak: Milliyet Sağlık
