Çar. Eyl 9th, 2026

Haritada gezerken tesadüfen keşfetti: ‘Burası Türkiye’de göl üzerinde yaşam bulunan tek ada’

Gonca Kocabaş / Milliyet.com.tr – Türkiye’nin 81 ilini motosikletiyle gezmek amacıyla 15 Eylül 2025’te yola çıkan 32 yaşındaki Emre Zeybek, bugüne kadar 123 günlük yolculuğunda 49 şehri geride bıraktı. Turistik rotaların yanı sıra özellikle köyleri, ilçeleri ve az bilinen bölgeleri keşfetmeyi amaçlayan Zeybek’in rotasında en çok dikkatini çeken duraklardan biri ise Beyşehir Gölü üzerindeki Mada Adası oldu.

Aslen Balıkesirli olan ve İzmir’de yaşayan Zeybek, ailesinin işi nedeniyle çocukluğundan itibaren 1-2 yılda bir farklı şehirlerde yaşadığını, bu nedenle gezmenin hayatının doğal bir parçası haline geldiğini anlattı. Çocukluğundan beri motosikletle uzun bir yolculuğa çıkmanın hayalini kurduğunu belirten Zeybek, Türkiye’nin zengin coğrafyasını önce kendi gözleriyle keşfetmek istediğini söyledi. “Türkiye gibi bir ömür harcansa da gezerek bitirilemeyecek kadar zengin bir ülkede yaşarken önce kendi ülkemi didik didik ederek bitirmeliyim diye düşündüm” diyen Zeybek, tek başına yola çıkmayı tercih ettiğini ifade etti.

Türkiye turuna çıkarken amacının yalnızca ünlü turistik merkezleri görmek olmadığını belirten Zeybek, asıl ilgisinin ziyaret edilmeyen ilçe ve köylerdeki hikâyeleri keşfetmek olduğunu söyledi. Yolculuk sırasında Türkiye’nin düşündüğünden çok daha büyük ve çeşitli bir coğrafya olduğunu fark ettiğini aktaran Zeybek, “Birçok insan böyle bir yolculuğa çıkmak için doğru zamanı veya doğru yol arkadaşını bekliyor. Ben öyle yapmadım. Kendi başıma çıkmaya karar verdim ve yolda karşıma ne çıkacağını bilmeden ilerlemeye başladım. Her virajı aldığınızda sizi şaşırtan bir şey mutlaka çıkıyor. Bir köy, eski bir yapı, bir hikâye, bir manzara veya daha önce hiç duymadığınız bir gelenekle karşılaşabiliyorsunuz. Ama maalesef çoğu zaman yaşadığımız ülkenin bu kadar zengin olduğunun farkında değiliz” şeklinde konuştu.

‘BURASI TÜRKİYE’DE GÖL ÜZERİNDE YAŞAM BULUNAN TEK ADA’

“Türkiye turuna çıkarken amacım ziyaret edilmeyen ilçe ve köylerdeki hikâyeleri ve kültürleri kovalamaktı”diyen Emre, “Tabii ki popüler ve görülmesi gereken imza yerleri de görerek ilerliyorum ama daha çok turistik olmayan kısmındayım. O yüzden bu ada en çok ilgimi çeken yerlerden biriydi. Bu adayı, Beyşehir Gölü etrafında görmek istediğim yerleri konum olarak planlarken fark ettim. Harita uygulamasında uydu görüntüsüne bakarken göldeki bu adada evlerin olduğunu fark ettim” dedi ve ekledi:

Alıntı Metni


‘BURASI ANAKARAYA 5-6 DAKİKALIK MESAFEDE’

Mada Adası’nın, Beyşehir Gölü üzerinde bulunan 32 adanın en büyüğü olduğunu dile getiren Emre, “Gölün büyük bir kısmı Konya sınırında kalırken Mada Adası Isparta tarafında kalıyor ve idari olarak da Şarkikaraağaç ilçesinin Gedikli köyüne bağlı. Anakaradan kayıkla 5-6 dakikalık bir mesafede ama adaya inince sanki çok uzak bir yere gelmişim gibi hissettim. Mesafe aslında çok kısa olmasına rağmen adanın kendi içerisinde oluşturduğu izolasyon hissi oldukça farklı. Kayıktan inilen yer oldukça çamurdu. Bu bakımsızlık ilk dikkatimi çeken şey oldu ve telefon sinyalinin de olmaması buradaki zorlu yaşamın ilk belirtileriydi. Bir anda günlük hayatta alıştığımız birçok şeyden uzaklaşmış hissediyorsunuz. İlk duygum kesinlikle hüzündü. Çünkü birkaç dakikalık kayık yolculuğuyla ulaşılabilen bir yerde yaşamın bu kadar farklı ve kısıtlı olması beni düşündürdü. Ama belki yerlilerin bir kısmı bu durumdan memnundur. Sonuçta orada yaşayan insanların adaya ve bu hayata benim dışarıdan baktığım gibi bakmadığını da unutmamak gerekiyor. Bir yerde yaşamayı seçmekle orada yaşamak zorunda kalmak bambaşka şeyler” ifadelerine yer verdi.

Evlerin birinin yanından geçerken balkonda küçük bir çocukla karşılaşıp onunla sohbet ettiğini söyleyen Emre, “Canının çok sıkıldığını söylemişti. Başka bir çocukla karşılaşmadım. Belki de hiç arkadaşı yok ve köyde oyun parkı gibi bir şey de yok. Ayrıca tek başına anakaraya da geçemediği için sanki orada hapis gibiydi. Bu beni olumsuz anlamda etkilemişti. Çünkü çocukluk dediğimiz şeyin önemli bir kısmı arkadaşlarla oyun oynamak, dışarı çıkmak ve çevredeki diğer çocuklarla vakit geçirmek. Orada ise çocuğun bu imkânlarının oldukça sınırlı olduğunu düşündüm. Tabii tek bir karşılaşmadan bütün adanın çocuklarının hayatı hakkında kesin bir şey söylemek mümkün değil ama o an gördüğüm tablo beni gerçekten düşündürdü” şeklinde konuştu.

‘ÇOK FAZLA UYGARLIĞA EV SAHİPLİĞİ YAPMIŞ TARİHİ BİR BÖLGE’

Beyşehir Gölü ve çevresinin bir sürü uygarlığa ev sahipliği yapmış tarihî bir bölge olduğuna dikkat çeken Emre, “Böyle bir yerde UNESCO Dünya Mirası’na girmiş bir eserin bulunması şaşırılmayacak ve kesinlikle övünülecek bir durum. Anadolu’daki ahşap direkli camilerin en büyüğü statüsünde ve kesinlikle farklı bir ambiyansı var. Benim için böyle yerlerin önemi sadece mimarisinden ibaret değil. Bir yapının yüzlerce yıl boyunca ayakta kalması, o coğrafyada yaşamış insanların kültürünü ve geçmişini bugün görebilmemizi sağlıyor. Beyşehir ve çevresinde de bu anlamda çok yoğun bir tarihî miras var. Bu yüzden Mada Adası’nı tek başına değerlendirmek yerine çevresindeki bütün tarihî mirasla beraber düşünmek gerektiğini düşünüyorum” dedi ve ekledi:

Alıntı Metni


‘BURAYI TESADÜFEN HARİTADA UYDU GÖRÜNTÜLERİNE BAKARKEN FARK ETTİM’

‘Açıkçası adanın izole yapısı beni çok etkiledi ama büyük bir kara parçasının bu kadar kısıtlı bir alanının kullanılıyor olması ve turizme açık olmaması biraz şaşırttı’ diyen Emre, “Tabii adalılar bu durumdan memnun ya da şikâyetçi mi onu bilmiyorum. Dışarıdan baktığımızda buranın turizm açısından bir potansiyeli olduğunu düşünebiliriz ama orada yaşayan insanların ne istediğini de hesaba katmak gerekiyor. Mada Adası’nın yanında çok küçük bir adacık daha var. Onun da üstünde Roma döneminden kalma bir kilise kalıntısı var ama ne biliniyor ne de gidilebiliyor. Yani aynı bölgede insanların çok az bildiği, hatta hakkında çok az şey bilinen başka tarihî izler de bulunuyor. Bu da benim için bölgenin ne kadar keşfedilmemiş olduğunu gösteren başka bir detaydı” şeklinde konuştu.

Mada Adasının bilinmemesinin çok da şaşırtıcı olmadığını, çünkü merkezi yerlere giderken yol üstü bir konumda yer almadığını söyleyen Emre, “Ayrıca adaya devletin de bir taşıtı olmadığı için burayı bilseniz de gidemeyeceğiniz bir yer. Reklamı da yapılmadığı için hâlâ izole yapısını koruyor. Ben de zaten adayı tesadüfen, harita üzerinde uydu görüntülerine bakarken fark ettim. Normal bir gezi rotası oluştururken çoğu kişinin özellikle burayı arayıp bulması kolay değil. Dolayısıyla buranın bilinmemesinin bir nedeni de ulaşımının ve tanıtımının oldukça sınırlı olması. Bir yere ulaşmanın zor olması bazen onun doğal yapısını korumasını sağlıyor ama aynı zamanda orada yaşayan insanların dış dünyayla bağlantısını da zorlaştırabiliyor” ifadelerine yer verdi.

‘BURADA YETİŞEN AZ SAYIDA KİRAZ YURTDIŞINA İHRAÇ EDİLİYORMUŞ’

Adanın tarihî demografisinin de oldukça ilginç olduğunu söyleyen Emre, “Eskiden Hristiyan Türkler, sonrasında da 1800’lerin ortasında 30-40 hane Rus Kazaklar adaya yerleştirilmiş. O yüzden eskiden Kazak Adası olarak da biliniyormuş. Bu bilgi benim ayrıca ilgimi çekti çünkü bugün küçük ve sakin bir ada olarak gördüğümüz yerin geçmişinde farklı toplulukların yaşamış olması, buranın tarihini düşündüğümüzden çok daha ilginç hâle getiriyor. Bir yerin tarihini sadece eski yapılarından değil, orada yaşamış insanlardan da okumak gerekiyor. Mada Adası’nın demografik geçmişi de bu açıdan oldukça dikkat çekici” şeklinde konuştu.

Burada yaşayanların hayvancılık ve tarımla geçindiklerini dile getiren Emre, “Hatta burada yetişen az sayıda kiraz yurt dışına ihraç ediliyormuş. Eski zamanlarda göl kışın buz tutuyormuş, o zaman karaya geçmek neredeyse imkânsız hâle geliyormuş. Bir de yırtıcı hayvan tehlikesi var. Adada büyükbaş hayvanlar var. Maalesef yakın geçmişte hamile birisinin hastaneye yetişemediği için hayatını kaybettiğini de öğrendim. Bu gibi hikâyeleri duyduğunuzda adadaki hayatın dışarıdan göründüğü kadar sakin ve romantik olmadığını anlıyorsunuz. Bir ada hayatını sadece gölün ortasında güzel bir manzara ve sessizlik olarak düşünmemek gerekiyor. Günlük ihtiyaçlar, ulaşım, sağlık ve özellikle acil durumlar burada çok daha farklı bir anlam taşıyor” bilgisini paylaştı ve ekledi:

Alıntı Metni


‘DOĞRU ŞEKİLDE YAPILIRSA BÖLGE DAHA FAZLA TANINABİLİR’

‘Türkiye’de göl turizmi zaten yeterli değil’ diyen Emre, “Bana sorarsanız bölgenin potansiyelini yaşamasını isterim. Maddi olarak oradaki insanlara olumlu olacağı kesin. Ama burada önemli olan bunun nasıl yapılacağı. Turizm artarken adanın doğal ve izole yapısını tamamen bozacak bir anlayışın da doğru olmadığını düşünüyorum. Orada yaşayan insanların hayatına ve tercihine saygı gösterilmesi gerekiyor. Eğer doğru şekilde yapılırsa hem bölge daha fazla tanınabilir hem de orada yaşayan insanlar bundan ekonomik olarak faydalanabilir” şeklinde konuştu.

‘Harika bir ülkede yaşıyoruz ama maalesef çok fazla bilinçsiz yurttaşımız var’ diyen Emre, “O yüzden eğer bu bölgede turizm artarsa birçok şeye dikkat etmek gerek. Sadece turistlerin gelmesini sağlamak yeterli değil. Bölgenin korunması, insanların bilinçlendirilmesi, ulaşımın ve temel ihtiyaçların düzenlenmesi gibi konuların da beraber düşünülmesi gerekiyor. Çünkü turizm doğru yönetilmezse bir yeri tanıtmak isterken sahip olduğu özellikleri de kaybedebilirsiniz. Burada devletin ve yerel yönetimlerin ciddi bir sorumluluğu olduğunu düşünüyorum” dedi ve sözlerini şöyle sonlandırdı:

Alıntı Metni

Kaynak: Milliyet Yaşam

By admin