Sal. Mar 3rd, 2026

Gonca Kocabaş / Milliyet.com.tr – Liseyi Bursa Ertuğrulgazi Lisesi’nde, üniversiteyi Giresun Üniversitesi Sinema Bölümü’nde tamamlayan Necati Gök için asıl eğitim okul sıralarında değil, yollarda başladı. Henüz 8–9 yaşlarındayken Yüzüklerin Efendisi ile tanışması, onun için yalnızca bir film izlemek değildi. O gün, hayal dünyasında bir kapı aralandı. O kapıdan içeri giren şey bir hikaye değil, bir gitme duygusuydu. Çocukluğu boyunca Jules Verne kitaplarıyla büyüdü. 80 Günde Devriâlem, Denizler Altında 20 Bin Fersah. Her biri, dünyaya sığmayan bir merakın kapılarını araladı. Daha 14 yaşındayken içinde biriken bu merak, 18 yaşında ilk büyük yolculuğuna dönüştü.

‘GÜVENDE KALMAK ADINA HAYALLERİMİZİ ASKIYA ALIYORUZ’

“Kimileri Harry Potter’ın süpürgesinde uçmayı hayal ederken, ben kendimi bir yılkı atının üstünde, bozkırda yol alırken düşlüyordum”diyen Necati, “20–21 yaşlarımda sinema bölümünü kazandım. Giresun’da okumaya başladım ve serüven üstüne serüven eklenmeye başladı. Yavaş yavaş otostopla çevre illeri gezmeye başladım. Sinema benim için sadece bir bölüm değildi, dünyaya bakma biçimiydi. Kadrajlarımda Tarkovsky’nin dinginliği, zamanı ve insan ruhunu arayan bir dil vardı. 2017 yılında ilk uzun soluklu otostopla Türkiye turuna çıktım. Bursa’dan yola çıkıp Karadeniz’i baştan sona geçerek Artvin Şavşat’a ulaştım. Erzurum, Ankara derken geri döndüm ama yetmedi. Bir arkadaşım bu yolculuğu görüp benimle tekrar yola çıkmak istedi. Bu kez Bursa’dan Giresun’a kadar birlikte geldik. Fındık bahçelerinde çalıştık, bir yandan para biriktirip bir yandan hayata dokunduk. Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemin büyük bir bölümünü yollarda tanıdım. Yıllar içinde İstanbul, İzmir ve Antalya’da videographer olarak çalıştım. Sinema, prodüksiyon ve hikâye anlatıcılığı hayatımın merkezinde oldu” dedi ve ekledi:

Alıntı Metni
20 dolara alındı, alayın maskotu oldu! Savaş cephesinden çizgi filme: ‘En uysal ayı’


‘DÜNYA SANDIĞIMIZ KADAR KAPALI DEĞİL’

Otostopla yola çıkmasında belirleyici olan şeyin, daha önce yaptığı küçük yolculuklar olduğunu dile getiren Necati, “Türkiye’yi otostopla dolaştığımda yolda olmanın kendisinin bir öğretmen olduğunu anladım. İran’a geçerken bunu çok daha net hissettim. Sınırdan geçiyorsun ve bir anda dilin, paran, alışkanlıkların işe yaramaz hale geliyor. Otostop burada sadece ulaşım değil; bir hayatta kalma ve iletişim biçimi. Otostopla dünyayı gezmek demek, ‘Ben buradayım ve insanlara güveniyorum’ demek. Bir arabaya değil, bir insanın hayatına kısa bir süreliğine misafir oluyorsun. Ve her otostop, dünya üzerinde başka bir hayata açılan kapı gibi” şeklinde konuştu.

‘İlk otostop deneyimimde hissettiğim şey korkudan çok belirsizlikti’ diyen Necati, “Elini kaldırıyorsun ve kaderinin birkaç dakika boyunca tamamen başkalarının kararına bağlı olduğunu hissediyorsun. Ama İran’da ilk kez otostop çekerken bu duygu çok daha derindi. Dil bilmiyorum, tabelaları okuyamıyorum, para birimi yabancı. Ama biri duruyor. Gülümsüyor. “Gel” diyor. O an anlıyorsun ki dünya sandığımız kadar kapalı değil. Biz kendimizi kapatıyoruz. Benim için otostop çekerken sanki yoldaki bütün arabalar benim gibidir. O yüzden ilk günden beri içimde macera dışında başka bir duygu olmadı. Özellikle, İran beni insanıyla şaşırttı. Medyada anlatılan İran ile yolda karşılaştığım İran arasında dağlar kadar fark vardı. Evine davet eden insanlar, tanımadığı birine sofrasını açan aileler. Azerbaycan’da çok ayrı. Uzun zamandır hiçbir yeri bu kadar ait hissetmemiştim. Gürcistan’da ise yalnızlığı ve özgürlüğü aynı anda yaşadım. Sessizlik vardı ama hayat akıyordu. Farklı dil, farklı inançlar. Rusya ise bambaşka. Soğuk sadece havada değil, sistemde, dilde, yüzlerde. Ama o soğuğun içinde tanıştığım insanlar, en unutulmaz olanlar oldu” bilgisini paylaştı.

‘CEBİMDE HİÇ PARA YOKKEN EVLERİNİN KAPISINI AÇTILAR’

‘Bu yolculuklarda çok insanla tanıştım ama bazıları var ki isimleri bir şehirden, bir ülkeden bağımsız hale geliyor. Onlar artık yolun kendisi oluyor’ diyen Necati, “İran’da bir aile, beni sadece yola olduğum için misafir etti. ‘Nereden geliyorsun?’ diye sormadılar önce. ‘Acıkmışsındır’ dediler. Sofra kuruldu, çay demlendi. O an şunu hissettim: İnsanlar önce insan, sonra millet. İran’da Ali var Tebrizli. İran’ı bana sevdiren ilk insanlardan biri. Tebriz’deyken bir kitap yazmaya başladım. Bence bir yere duyulan sevgi, orada yazmaya başlamayla ölçülür. Tebriz’in bende yeri çok başka. Azerbaycan mesela, burada durup nefes almak istiyorum. Çünkü gözlerim doluyor. Her yerde bir dostluk bıraktım. Namık abim, Orhan kardeşim. Hayatıma öyle bir anda dokundular ki, ne kadar anlatsam eksik kalır. Bana devam et diyen bir ışık oldular. Gürcistan’da Bahadır abim, beni evine aldı. Bir hafta daha kalsam neden kalıyorsun? demezdi. Bir tabak fazla koydu masaya, evinin anahtarını verdi. Kendi oğlundan ayırmadı. Rusya’ya geçerken bir Gürcü arkadaş beni arabasına aldı. Gideceği yerden çok daha fazlasını götürdü. İşte yol böyle bağlar kuruyor. Rusya’ya yaklaşırken Gudauri diye bir yer var. Oraya geldim ve bir yerli marka. Çok güzel bir el daha bana uzandı. Gecenin -15’ini nasıl geçirebileceğimi düşünürken çok güzel bir sıcaklık dokundu yokluğun ortasında. 2 Azerbaycanlı kardeş bana sadece evlerini değil gönüllerini de verdiler. Unutamayacağım iki insanla Rusya bana bambaşka bir bakış açısı katmıştı” ifadelerine yer verdi.

‘İlk ev’ için kredi muslukları açılıyor

Bu yolculukların, insanlara güvenmeyi romantik bir fikir olmaktan çıkardığını dile getiren Necati, “Güven, burada pratik bir şey. İran’da cebimde neredeyse hiç param yokken bir evin kapısı açıldı. Azerbaycan komple benim olmuştu sanki. Gürcistan’da soğuklar için bana hediye edilen değerli eşyalar. Rusya’da dilini bilmediğim biri beni yanlış anlamama rağmen sahip çıktı. Şunu öğrendim: İnsanlara güvenmek, körlük değil; dikkatli bir cesaret. Gürcistan’da ve Rusya’da dağ yollarında saatlerce tek başıma yürüdüğüm zamanlar da oldu. Kimse yoktu. Telefon çekmiyordu. Ama ilk kez gerçekten ‘buradayım’ dedim. Üşüyorsun ve seni duyan kendinden başkası yok. Ama çaresiz kaldığım zamanlarda bile her seferinde biri çıktı karşıma. Bazen bir tabak yemek, bazen bir yatak verdiler” şeklinde konuştu.

‘YORULDUĞUM ZAMAN ARAÇTAN İNER KAMP KURARIM’

Soğuk, dil bariyeri ve uzun mesafeler sebebiyle Rusya’nın en zorlandığı ülkeler olduğunu söyleyen Necari, “Geldiğim dönem hala savaşta olan bir ülke olduğu için yaşam standartları benim yaptığım işe göre biraz kısıtlı. Bir yerden bir yere gitmek anlık navigasyonun bozulması anlık internetin kesilmesi her şeyi durdurabiliyor. Bir de kış şartlarında geldiğim için yolda otostop çekmek ihtimali düşüyor ama bu asla yoldan vazgeçmemi sağlamıyor” dedi ve ekledi:

Alıntı Metni

‘KORKULAR YOLA ÇIKMADAN GEÇMİYOR’

‘Hayat planla değil, cesaretle ilerliyor’ diyen Necati, “Ne kadar cesaretli olursak olalım hayatta önümüze çıkan engeller olsa da bu engelleri bu cesaretimiz ve tutkularımız sayesinde ilerleriz. Korku yola çıkmadan geçmiyor. Yolda geçiyor. Yola çıkmak bir şeye her şeye başlamak demektir aslında” dedi ve sözlerini şöyle sonlandırdı:

“Harekete geçmek gerek. Önce kendinize şunu sorun arkadaşlar Hayatta ne yapmak istiyorum? Bunun için hangi adımları attım? Risk aldım mı? Bazen adımlarımızla takılıp düşebiliriz. Ama tekrar kalkıp devam etmek aslında yerinde saydığımız anlamına gelmez. Düştüklerimizle büyürüz. Adım atın, bu yola olmasa da kendi yolunuza bir adım atın. Ne istiyorsanız neyi yapmak istiyorsanız başlayın.”

Çirkin saldırıya karşı her yer kırmızı beyaz
En düşük emekli aylığının 20 bin liraya yükseltilmesine ilişkin madde TBMM’de kabul edildi

Kaynak: Milliyet Yaşam

By admin