
Gonca Kocabaş / Milliyet.com.tr – İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra İngiltere’de işletme yüksek lisansı yapan Merve Güney, yaklaşık 13 yıl boyunca finans ve iş geliştirme alanlarında çalıştı. Kariyerinin son yıllarında yöneticilik yapan Güney, yıllarca kurumsal dünyada yükselmek için emek verdi. Ancak hayatının dönüm noktası, kariyerinde ilerlemesi için önüne konulan yeni hedefle geldi. Yoğun ve stresli bir dönemde genel müdürü tarafından odasına çağrılan Güney’e, holdingin kadın yöneticilere verdiği önemden ve gelecekte grup şirketlerinden birinde CFO adaylarından biri olabileceğinden söz edildi. Yıllarca ulaşmak için çalıştığı hedef tam karşısında duruyordu. Ancak Güney’in beklenenin aksine heyecanlanmadığını fark etmesi, hayatındaki büyük değişimin başlangıcı oldu. “Yıllarca ulaşmak için çalıştığım hedef önümde duruyordu ama beni hiç heyecanlandırmıyordu” diyen Güney, o görüşmenin ardından eşi Murat’ı arayarak yaşadığı şaşkınlığı anlattı. Ertesi gün istifa etmek yerine yaklaşık bir buçuk yıl boyunca hem duygusal hem de maddi olarak yeni hayatına hazırlandı. Sonunda kurumsal kariyerini geride bırakarak dayanıklılık sporlarına yöneldi.
Merve’nin sporla ilişkisi aslında çocukluk yıllarına uzanıyordu. Altı yaşından 17 yaşına kadar Galatasaray’da lisanslı yüzücü olarak yarıştı. Özellikle uzun mesafe yüzücüsü olan Merve’nin antrenmanları yaşıtlarına göre daha ağırdı. Ancak üniversite, yüksek lisans ve yoğun iş hayatıyla birlikte spordan yaklaşık 15 yıl uzak kaldı. Triatlona giden yol ise annesine eşlik ettiği kısa koşularla başladı. Tip 1 diyabetli annesinin koştuğu gruba iş çıkışlarında eşlik eden Güney, bir süre sonra kendisi de koşmaya başladı. Başlangıçta amacı yalnızca annesine destek olmak ve iş stresinden uzaklaşmaktı. Ancak yıllarca spor yapmamanın ve yoğun çalışma döneminde aldığı kiloların etkisiyle dizinden sakatlandı. Doktorunun yüzmeyi rehabilitasyon için önermesiyle yıllar sonra yeniden havuza dönen Merve, kısa süre içinde çocukluğundaki günlerine geri döndü.
Sabah 06.00’da işe gitmeden önce yüzmeye başlayan Merve’nin hayatına bu dönemde eşi Murat girdi. Ironman yapan Murat sayesinde triatlonla tanışan Merve, başlangıçta bu spor hakkında çok fazla bilgi sahibi değildi. Triatlonun üç branşından yüzme Merve’nin geçmişinden geliyordu, koşuya ise annesiyle başlamıştı. Fakat bisiklet onun için çok daha farklı bir anlam taşıyordu. 13 yaşındayken Burgazada’da ağır bir bisiklet kazası geçiren Merve, geçici hafıza kaybı yaşadı ve yüzünden ciddi şekilde yaralandı. Bu nedenle bisiklete binmek onun için yalnızca teknik olarak bilmediği bir branş değil, aynı zamanda geçmişten gelen bir korkuydu. Buna rağmen çevresindekilerin yönlendirmesiyle Antalya’daki Ironman 70.3 yarışına katılmaya karar verdi. Yarışa yalnızca bir ay kala bisiklet kullanmaya başlayan Merve, eski Galatasaray sutopu arkadaşlarından Serkan Oğuz’un ödünç verdiği bisikletle hazırlanmaya başladı. Yarışı beklenenden çok daha iyi bir dereceyle tamamladı. Ancak onun için asıl önemli olan derece değil, üç branşın bir araya geldiği sporu sevdiğini fark etmesiydi. Bugün ise hikayenin en çarpıcı taraflarından biri ortaya çıkmış durumda. Bir zamanlar en çok korktuğu ve en zorlandığı bisiklet, artık üç branş içerisindeki en güçlü tarafı. Merve, bu dönüşümü, “İmkânsız dediğimiz şeylerin çoğu aslında emek, yöntem ve zaman meselesi” sözleriyle anlatıyor.

‘ÖZELLİKLE MARATONUN SON KİLOMETRELERİNDE BÜYÜK BİR SAVAŞ VERDİM’
‘2025’te Ironman Fransa Genel Kadınlar Şampiyonu olmak kâğıt üzerinde en büyük başarım gibi görünebilir’ diyen Merve, “Fakat benim için asıl dönüm noktası 2022 Ironman 70.3 Dünya Şampiyonası’ydı. Triatlona başlayalı henüz üç yıl olmuştu ve hâlâ tam zamanlı kurumsal hayatta çalışıyordum. Buna rağmen yaş grubumda dünya sekizincisi oldum. Dünya Şampiyonalarında Yaş Grubu atletleri arasında ilk 10’a girebilmek ayrı bir lig. Profesyonel atlet değiller ama onlar gibi bu spora emek veriyorlar. Ve yarış seviyesi çok yüksek. Bu yarış da bana yaş grubumda dünya seviyesinde rekabet edebileceğimi kanıtladı. Bazen insanın hayatını değiştiren şey bir madalya değil, kendisi hakkında inanmaya başlamasıdır” şeklinde konuştu ve ekledi:

‘ZORU DAHA ÖNCE DE YAPTIĞIMI BİLMEK BANA GÜVEN VERİR’
‘İnsanlar çoğu zaman sizi sonuç aldığınızda tanıyor; iş hayatında da sporda da bu böyle’ diyen Merve, “Dereceler görünür, fakat arkasındaki adanmışlığın büyük bölümü görünmez. Sosyal medyada telefonu genellikle keyfimiz yerindeyken ya da güzel bir manzaranın içindeyken çıkarıyoruz. Bu yüzden yolculuk olduğundan daha kolay ve romantik görünebiliyor. Oysa paylaşamadığımız çok fazla iniş çıkış, yalnızlık ve iç mücadele var. Her gün kendi sahnemize çıkıyor, çoğu zaman kimse izlemezken kendimizle yarışıyoruz. Örneğin geçtiğimiz haftalarda Kırklareli-Bulgaristan sınır hattında, emniyet şeridinde tek başıma altı saatlik bir bisiklet antrenmanı yaptım. Hava 37 dereceydi, hissedilen sıcaklık 39’u buluyordu. Yol bilgisayarındaki veriler, bisikletim, bacaklarım ve zihnimle baş başaydım. Böyle anlarda insan “Neden?” diye çok sorguluyor. Sporcu olmak da tam burada başlıyor: Cevabın her zaman romantik olmadığı anlarda bile disiplininle kendini oyunda tutabilmekte. Fedakârlık yalnızca davetlere gitmemek ya da erken yatmak değil; kimsenin alkışlamadığı günlerde verdiğiniz sözü yine tutmak” bilgisini paylaştı.
‘Bir yarışta fiziksel sınırıma ulaştığımı hissettiğimde beni en çok devam ettiren şey sabrım ve zihinsel dayanıklılığım’ diyen Merve, “Fiziksel sınırıma geldiğimde yarışın yalnızca o anından ibaret olmadığını kendime hatırlatırım. O start çizgisine gelene kadar verdiğim emeği, zor hava koşullarında tamamladığım antrenmanları, sakatlıktan dönüşleri ve kimsenin görmediği günleri düşünürüm. Zoru daha önce de yaptığımı bilmek bana güven verir. Bir Ironman’da kötü anın sonsuza kadar sürmeyeceğini öğreniyorsunuz. Hisler dalga gibi gelir ve gider. Bu yüzden kendimi bütün yarışın ağırlığı altında ezmek yerine bir sonraki şamandıraya, beslenme noktasına ya da kilometreye taşırım. Motivasyon değişkendir; disiplin ve sabır ise zor anda tutunabileceğiniz daha sağlam iki daldır” ifadelerine yer verdi.

‘TAKVİME TOPLANTI KOYAR GİBİ KENDİNİZE 30 DAKİKA AYIRMAK BÜYÜK FARK YARATIR’
Sporun hayata girmesi için önce ‘mükemmel program’ beklentisinden vazgeçmek gerektiğini söyleyen Merve, “Ben de yoğun kurumsal hayatın içinde başladım. Her gün iki saat antrenman yaparak değil; annemle kısa ve yavaş koşulara çıkarak başladım. İlk hedefiniz bir yarış bitirmek değil, hareketi haftanın pazarlık konusu olmayan küçük bir parçası yapmak olabilir. Takvime toplantı koyar gibi kendiniz için 30 dakika koymak, ulaşılabilir bir hedef seçmek ve sizi destekleyen bir çevre bulmak büyük fark yaratır. Bazen sabah erken kalkmak, bazen öğle arasında yürümek, bazen çocuk uyuduktan sonra evde egzersiz yapmak gerekir. Her dönem aynı düzen mümkün olmayabilir; önemli olan tamamen bırakmak yerine planı hayata uyarlamaktır. Spor, zaten dolu bir hayata eklenen yeni bir yük değil; o hayatın yükünü taşıyabilmeniz için size enerji ve dayanıklılık veren bir alan olmalı” şeklinde konuştu.
‘Murat hem eşim, hem antrenörüm, hem de birlikte kurduğumuz işin ortağı’ diyen Merve, “Bu çok büyük bir avantaj ama sınırları bilinçli biçimde kurmazsanız zorlayıcı da olabilir. Beni yalnızca antrenman verilerimle değil, ruh hâlimle, iş yoğunluğumla ve ne zaman gerçekten zorlandığımla birlikte tanıyor. Bazen benim söylemediğim bir yorgunluğu bile fark edebiliyor. Aynı hedef dilini konuşmamız ve zorluğun ne olduğunu ikimizin de bilmesi bu yolculuğu güçlendiriyor” dedi ve ekledi:

‘EGOYU KAPIDA BIRAKIP VÜCUDUN UYUMLANMASINA İZİN VERMEK ŞART’
‘Hawaii Kona, Ironman dünyasının en ikonik ve en zor sahnesi. 2026’da Türkiye’den yarışacak kadın sporcu olarak orada olmak benim için kişisel bir hedefin çok ötesinde’ diyen Merve, “Formamda yalnızca kendi ismimi değil, bana inanan insanları, takımımızdaki sporcuları ve ‘Ben de yapabilir miyim?’ diye düşünen kadınları taşıdığımı hissediyorum. Murat’la birlikte aynı yarışta aynı anda Türkiye’yi temsil edecek bir çift olmak da bu yolculuğu bizim için daha anlamlı kılıyor” şeklinde konuştu.
’Kona hazırlıkları sırasında St. Moritz ve Livigno gibi yüksek irtifa bölgelerindeki kampta yalnızca antrenman değil, bütün gününüz performansın bir parçasına dönüşüyor’ diyen Merve, “Oksijen azaldığı için alışık olduğunuz tempo daha zor gelebiliyor; nabız, uyku, sıvı tüketimi, beslenme ve toparlanmayı çok daha dikkatli takip etmeniz gerekiyor. İlk günlerde egoyu kapıda bırakıp vücudun uyumlanmasına izin vermek şart. Deniz seviyesinde kolay gelen bir koşunun rakımda nefes nefese bırakması, sabırlı değilseniz moralinizi bozabilir” ifadelerine yer verdi ve ekledi:

‘SPOR BENİ KORKUSUZ YAPMADI, KORKUYA RAĞMEN HAREKET EDEBİLEN BİRİ YAPTI’
Sporun kendisini daha sabırlı, daha sade ve kendisine karşı daha dürüst bir insana dönüştürdüğünü dile getiren Merve, “Kurumsal hayatta çoğu problemi daha fazla çalışarak çözebileceğimi düşünürdüm. Dayanıklılık sporu ise bazen ilerlemek için dinlenmek, bazen planı değiştirmek, bazen de yardım istemek gerektiğini öğretti. Aynı zamanda bedenimle ilişkimi değiştirdi. Artık ona yalnızca nasıl göründüğü üzerinden değil, beni nerelere taşıdığı üzerinden bakıyorum. Bir dağa çıkabilmek, saatlerce pedal çevirebilmek, okyanusta yüzebilmek çok büyük bir minnet duygusu yaratıyor. Spor beni korkusuz yapmadı; korkuya rağmen hareket edebilen biri yaptı. En önemlisi, büyük dönüşümlerin tek bir kahramanlık anıyla değil, her gün tekrarlanan küçük seçimlerle gerçekleştiğini öğretti” dedi ve sözlerini şöyle sonlandırdı:
Kaynak: Milliyet Yaşam
